Sevilla

 İspanya’nın güneyinde yer alan, tarihi, yemekleri ve doğasıyla öne çıkan canlı bir şehir. Her yerde görebileceğiniz portakal ağaçlarına aşık olucaksınız. Harika tapasları, portakalla yapılan tatlılarıyla ve içkileriyle muhteşem bir deneyim. 

Seville
Seville restaurant

Nerede yenir?

Birbirinden lezetli tapaslar ve lokal deneyimler için restoranlar.

Alcazar

Gezilecek yerler

Sevilla'ya kadar gitmişken mutlaka görülmesi gereken yerler.

Flemenko

Yapılacak aktiviteler

Kültürü daha iyi tanımak için yapılacaklar.

Yollarda ve meydanlarda bulunan portakal ağaçlarının, tarihin ve muhteşem yemeklerin bir araya geldiği, her anından çok keyif aldığımız güney İspanya şehri.
İspanya’nın güneyi Andalusia olarak bilinir. Orta Çağ’da Müslümanların İspanya’nın çoğunu ele geçirmesiyle bu bölgeye El-Endelüs (Al-Andalus) adını veriyorlar ve İspanyolcaya Andalusia olarak çevriliyor. Diğer İspanya şehirlerine kıyasla mimaride ve yemeklerde Arap kültürünü oldukça hissettik.

Malaga’dan Sevilla’ya geçişimiz çok rahat oldu. İspanya’da otogarlar Türkiye’deki gibi. O yüzden şehrin garip bir yerinde inmiyorsunuz. Ayrıca çok uygun ve güvenilir bir ulaşım şekli. Kaldığımız otel otobüs durağına çok yakın olmasa da biz yürümeyi seçtik. Daha ilk dakikalardan her yerdeki portakal ağaçları beni etkilemeyi başardı. Elimde telefon portakalların resmini, videosunu çekerken yolu şaşırmışım. Zaten yer-yön konusunda çok iyi değilimdir. Mert hemen duruma müdahale etti, oteli bulma işini devraldı.

Biz Hotel Seville’de kaldık. Otelimiz merkeze yürüme mesafesinde, küçük bir meydanın önündeydi. Oldukça temiz ve yeterli büyüklükte bir odamız vardı. Bir göz atmak isterseniz diye linkini aşağıya bırakıyoruz. Gezerken en sevdiğimiz şeylerden biri orada yaşayan kişilerin hayatlarını gözlemlemek. Sabah varmamıza rağmen meydan, güneşin tadını çıkaran insanlarla doluydu. Biz de bu güzel havanın tadını çıkarmak için çok oyalanmadan eşyalarımızı bırakıp şehri keşfe çıktık. Turumuza başlamadan önce çoğunlukla yaptığımız gibi resepsiyondan restoran önerisi almayı da unutmadık.

Parasol

Nerede yenir ?

Şubat ayında gitmiş olmamıza rağmen muhteşem bir hava vardı. Stockholm’un soğuğundan sonra bize çok iyi geldi. Mutlaka görülmesi gereken yerler dışında şehri adım adım gezdik, yer yer küçük molalarla güneşin tadını çıkardık. Portakal ağaçları bizce şehrin imzalarından. Bolca portakal olunca İspanyollar da bunu değerlendirmenin güzel bir yolunu bulmuşlar ve portakal şarabı üretmişler.

Bodega Díaz-Salazar

Portakal şarabından bahsetmişken biz birer kadeh içmek için Bodega Díaz-Salazar’ı tercih ettik. 1908 yılında kurulmuş olan bu işletme ilk başlarda bir şarap deposuymuş. Bodega adı da oradan geliyor, İspanyolca depo demekmiş. Daha sonradan yemek servisi de vermeye başlamış. Ben burada portakal şarabı içtim, Mert vermouth denedi. İkimiz de seçimlerimizden oldukça memnun kaldık.

Bodeguita Romero

Sevilla gezimize ilk olarak Bodeguita Romero’da yiyerek başladık. Öğleden sonra 1’de açılan bu restoran, 1’i 10 geçe tamamen doluydu. Tapas kültürü bizim meze kültürümüze çok benziyor. Küçük porsiyonlarla ama bol çeşitli yemekler. Bizim tercihlerimiz Papas Aliñas; bol zeytinyağlı patates salatası. Bir şeyin bu kadar basit olup bu kadar güzel olmasını zeytinyağlarına bağlıyoruz. Hayatımızda yediğimiz en iyi patates salatalarından biri olabilir.

Montadito de pringá bu bölgede ünlü olan bir sandviç. Oldukça lezzetliydi. Favorilerimizden bir tanesinin adını tam hatırlayamasak da Carrillada de cerdo olduğunu düşünüyoruz. Notumuzu almamış olmak da bize ders oldu ama çok lezzetli olduğundan eminiz. Boquerones fritos yani kızarmış sardalyalar mutlaka denenmeli. Ve tabii ki İspanya’nın olmazsa olmazı Jamón ibérico söyleyeceğimizi düşünürken Jamón ibérico de bellota söylemişiz ama pişman olmadık.

Sevilla turumuza başlamak için çok güzel bir tercihti. Menülerinde bölgeye ait daha çok çeşitli tapaslar bulunuyor. Farklı bir şey denerseniz siz de bize önerebilirsiniz.

Bar Casa Morales

Denemeyi en çok istediğimiz restoranlardan bir tanesi Bar Casa Morales’ti. Biz akşam yemeği için tercih ettik. Rezervasyon almıyorlar ve oturmak için sınırlı alanları var ama İspanya’da yerellerin yeme alışkanlıkları biraz farklı. Barda ayakta yemek yemek bir kültür. Biz de oturmaya yer bulamayınca bu kültürü deneyimlemiş olduk. Çok da keyif aldığımızı söyleyebiliriz.

Bu bölgede geleneksel tapaslardan ziyade Arap kültüründen gelen yemek esintileri oldukça fazla. Özellikle bu bölgede denenmesi gereken espinacas con garbanzos, Türkçesiyle nohutlu ıspanak, ve cola de toro yani yavaş pişirilmiş dana kuyruğunu biz burada yedik. Nohut ve ıspanak ne kadar güzel olabilir dediğinizi duyar gibiyiz; biz de sizin gibi düşündük, sonra ikincisini sipariş verdik.

Diğer siparişimiz boquerones en vinagre; bol zeytinyağı ve köz biberle karıştırılmış sardalya. Balık seviyorsanız mutlaka denemelisiniz. Son olarak da ibérico söyledik. Olmayan İspanyolcamızla sipariş vermeye çalışırken yine yanlış versiyonunu söylemişiz. Kızarmış zeytinyağlı ekmek, eritilmiş peynir ve üzerine jamón ibérico gelince “her yanlışımız böyle olsa keşke” diye iç geçirerek afiyetle yedik.

Vermut bu bölgede popüler ve neredeyse her restoranın kendine ait vermutu var. Biz de her gittiğimiz yerde şans vermeye çalıştık ve buradakini çok beğendik. Sefamız olsun diyerek birer tane daha söyledik ve yemeğimizi tamamladık.

Bar El Comercio

Biz gittiğimiz yerlerde kahvaltılarımızı yereller gibi yapmayı daha çok tercih ediyoruz. İspanya’daysanız bunun anlamı churros demek. Kuruluşu 1904 yılına dayanan bu kafenin iç mekânında eski tarz fayanslarıyla geçmişi hissedebiliyorsunuz. Turistlerce keşfedilmiş bu mekânın kahvaltı kuyruğu çok uzun olduğu için biz yine barda yemeyi tercih ettik ve churros con chocolate ile pringá sipariş ettik.

Buradaki churroslar alıştığımızdan farklı olarak daha büyük ve daha yumuşaktı. Barda takılırsanız churrosların yapılışını da izleyebilirsiniz. Churros’un çikolatası muhteşemdi. Sandviçler de oldukça güzeldi.

Marabunda

Bu bölgede menülerde çok fazla göremediğimiz ve görünce hemen söylediğimiz ilk tapasımız patatas bravas oldu. Klasik İspanyol patatesi. Patates, mayonez ve ketçap seviyorsanız beğenmemeniz zor bir tercih. İspanya deyince vazgeçilmezlerden bir tanesi de kroket. Croquetas de carabinero, karides dolgulu bir kroket ve gönül rahatlığıyla gezimiz boyunca yediğimiz en iyi kroket olduğunu söyleyebiliriz.

Biraz da alışılmışın dışına çıkarak volandeira (ızgara deniz tarağı) sipariş verdik. Midye kabuğunda, zencefil sosu ve havyar ile gelen bu tapasın tadı da sunumu kadar başarılıydı. Bu restoranı araştırdığımızda en çok önerilenlerden ve bizim de çok merak ettiğimiz taco hot de pollo, Meksika usulü tavuklu bir taco. Bizim gibi taco severseniz mutlaka denemelisiniz.

Ana yemek olarak da varsa menüde mutlaka sipariş ettiğimiz levrek, İspanyolcasıyla lubina mango o coco ve arroz meloso de carrillada (İberico domuz yanağı ile yapılmış risotto) tercih ettik. Levrek, mango ve Hindistan cevizinden hazırlanmış bir sos ve yanında sotelenmiş sebzelerle servis edildi. Kızarmış ve ızgara seçenekleri vardı, biz ızgarayı tercih ettik. Levrek bu farklı yorumuyla oldukça başarılıydı ama favorimiz risotto oldu. Krema, mantar ve karidesle harika bir tat elde etmişler. Et ve deniz ürününün uyumuna bayıldık.

Restoran ayrıca kokteylleri ile ünlü. Bizim tercihlerimiz Paloma ve Spicy Margarita oldu. Bu kadar keyifli yemişken, bu restoranda favori olan Basque cake (San Sebastián cheesecake) ile geceyi taçlandırdık. Gittiğimiz yerlerde keyifli yemek yemenin yanında yapılan küçük jestler bizi ayrıca mutlu ediyor. Yemeğin sonunda küçük tüpler içinde getirdikleri ikram vermut ile bizim favori listemizde kesin yerlerini aldılar.

El Caserío

Alcázar Sarayı gezimizden sonra hafif acıktığımızı hissederek, otelimizdeki resepsiyondan aldığımız öneri üzerine daha çok yerellerin takıldığı bu restorana hem biraz dinlenmek hem de orada yaşasaydık nasıl olurduyu deneyimlemek için geldik. İngilizce menünün bile bulunmadığı bu barda gerçekten de tek turistler bizdik ve ortamın neşesine kapılarak yemeklerimizin fotoğraflarını çekmeyi unutmuşuz.

Tercihlerimiz papas aliñas, kızarmış kalamar ve solomillo roquefort oldu. Üzerindeki rokfor peyniriyle solomillo (pork steak) buradaki favorimizdi. İspanya’ya gelip hâlâ sangria içmediğimizi ilk bu restoranda fark edip sipariş vermek istedik ama bu bölgede aslında sangrianın çok da tercih edilmediğini öğrendik. Alternatif olarak tinto de verano önerdiler. Bir sangria değildi ama serinletmek için güzel; sangriadan daha hafif, daha çok limon ve gazoz ağırlıklı bir içecekti.

Cafe Catunambu

Córdoba trenimize geçmeden önce kahvaltı için gittiğimiz küçük, yerel bir kafe. Sabah işlerine gitmeden önce churros yemeye gelen yerellere biz de dahil olduk. Churros, pringá ve kahve ile güne başladık.

Pringadaki zeytinyağlı domates sosu çok lezzetliydi ama churros normal bir churrostu. Beklentinizi düşük tutabilirsiniz. Ayaküstü bir kahvaltı için tercih edilebilir.

Alternatif restaurantlar

Restoranların çoğu rezervasyon almıyor ve günün belirli saatlerinde kapalı oluyor. Bu kesinlikle çok dikkat edilmesi gereken bir durum, o yüzden özellikle belirtmek istedik. Çünkü biz dikkat etmediğimiz için denemeyi çok istediğimiz bir restorana maalesef gidemedik.

El Rinconcillo: Bir günümüz daha olsaydı, bu sefer açılış saatini kaçırmayacağımız o restoran.

Bar Dos de Mayo: Yine otelimizden öneri olarak aldığımız bu restoranda deneyimlenebilir.

Blanca Paloma: Bu restoran da otelin önerisiydi ve nehrin diğer tarafında olması sebebiyle özellikle gitmek istedik. Fakat burası da sekize kadar kapalı olduğu için oturamadık.

Salazar
Churros
Grilled scallops
Morales

Gezilecek yerler

Plaza de España

Sevilla uzun süredir gelmek istediğimiz şehirlerden birisiydi ve hakkında her zaman güzel şeyler duyduk. Herkes Game of Thrones’tan sahneleri hatırlasa da bizi daha çok heyecanlandıran Plaza de España, bazılarına Venedik’i hatırlatan Sevilla’nın ünlü meydanı. Bizim için ayrıca Star Wars’un da çekildiği yerleri görmek ayrı bir deneyimdi. Hatta aynı sahneyi çekmeye çalıştık ama ne ben bir Padmé olabildim ne Mert bir Anakin. Sevilla’ya gidince mutlaka görülmesi gereken ilk yerlerden biri.

Yarı daire şeklinde, oldukça büyük bir meydan. Meydanı saran yapıda, her biri başka bir İspanya şehrine ait seramik süslemeler bulunuyor. Meydanın önünde, içinde ayrıca su bisikleti yapabileceğiniz bir kanal geçiyor. Üzerinden geçen dört köprü, İspanya’nın eski krallıklarını simgeliyor.

Biz kimse olmasın, daha rahat fotoğraf ve drone çekimi yapabilmek için erken saatlerde gittik ama maalesef bu yanlış bir karardı. Gün batımında güneş tam meydana vururken eminim tüm fotoğraflar daha güzel görünecektir.

Plaza de Espana

Alcázar Sarayı

Sevilla’da ikinci mutlaka ziyaret edilmesi gereken yer Alcázar Sarayı. Game of Thrones dizisinde Dorne Sarayı olarak kullanılmıştı; buradan belki hatırlarsınız. Avrupa’nın en eski ve hâlâ kullanılan kraliyet saraylarından bir tanesi. Endülüs zamanında inşa edilmiş. Mimarisi, şimdiye kadar hiçbir Avrupa şehrinde rastlamadığımız bir mimari. Taş oyma duvarlar ve kullanılan renkli seramikler görülmeyi fazlasıyla hak ediyor.

Biz öğlen 2’de gittik ve çok kalabalıktı. Eğer planınıza uyuyorsa daha erken bir saati tercih edebilirsiniz.

Giriş biletinizi önceden almayı sakın unutmayın.

Alcazar Palace

Catedral de Santa María

Catedral de Santa María de la Sede, Türkçesiyle Sevilla Katedrali. Burası kaçırmanızın imkânsız olduğu bir yer çünkü şehrin neredeyse bütün sokakları bir şekilde buraya çıkıyor. Şehrin tam merkezinde bulunan bu katedral, dünyanın en büyük Gotik katedrallerinden bir tanesi. Heykel detayları ve devasa büyüklüğü oldukça etkileyiciydi. Biz içerisine girmedik ama herhangi bir sıra da görmedik.

Cathedral

Metropol Parasol

Sevilla’nın ünlü yapılarından bir tanesi de Metropol Parasol’dür. Dünyanın en büyük ahşap yapılarından biridir ve yereller tarafından “Las Setas” (Mantarlar) olarak anılır. Bunun sebebi, yapının dalgalı ve büyük gölgeliklerinin mantar şeklini andırmasıdır. İçerisine girmek mümkündür. Biz özellikle akşam ışıklandırmasını çok beğendik. Üzerine çıkmak isteyenler ise gün batımını tercih edebilir.

Mashrooms

Plaza del Cabildo

Sevilla yazdığınızda ilk sıralarda çıkmasa da Plaza del Cabildo, binanın içine gizlenmiş tatlı bir meydan. Meydanı saran dükkânlarda vintage posterler ve resimler satan yerleri biz özellikle çok beğendik.

Plaza del Cabildo

Triana Bridge & Torre del Oro

Sevilla’nın içinden bir nehir geçiyor ve nehrin karşı tarafı da kesinlikle görülmeye değer. Barların ve restoranların yoğunlukta olduğu bu bölgede, nehir kenarında oturup bir şeyler içmek için birçok alternatif buluyor. Biz, tam gün batımı saatinde köprüden geçtiğimiz için manzara oldukça keyifliydi. Caddenin içlerinde ise iş çıkışı yorgunluğunu birayla atan insanların doldurduğu barlar vardı. Bu bölgeye, otelin önerdiği bir restoranı denemek için gittik; ancak açılış saatine bakmadığımız için deneyemedik. Yürümekten yorulunca nehir kenarında biraz soluklanmak ve bir şeyler içmek için bir bara oturduk. Yan masamızda Londra’da yaşayan bir Türk aileyle tanıştık. Meğer onlar da aynı restorana gitmiş ama kapalı olduğunu görünce bu bara gelmişler.

Akşam yemeğine geçerken dönüşümüzü nehrin ikinci köprüsünden yaptık ve böylece köprüye yakın olan Torre del Oro’yu görme fırsatımız da oldu. Bu yapı “Altın Kule” olarak anılıyor. Bunun iki sebebi var: İlki, gün batımında güneş tam üzerine vurduğu için sarı renkte parlaması; ikincisi ise eski zamanlarda Amerika’dan getirilen altınların bu kulede saklandığının söylenmesi. Ayrıca geçmişte gözcü kulesi olarak da kullanılmış. Günümüzde ise denizcilik müzesi olarak hizmet vermekte.

Torre del Oro
Triana Bridge

Alternatif gezi yerleri:

Sevilla kesinlikle üç günü hak eden bir şehir. Biz iki gün kaldık; görülecek yerleri, yenilecek yemekleri ve yapılacak aktiviteleriyle dolu dolu zaman geçirdik ama doyamadık.

 

Bizim gidemediğimiz ama alternatif olabilecek diğer yerler de var. İkisinin de girişi ücretli ve biletlerin önceden alınması tavsiye ediliyor.

Casa de Pilatos: 15. ve 16. yüzyıldan kalma görkemli bir saraydır. İçerisinde sanat eserleri ile Antik Yunan ve Roma heykelleri sergilenmektedir.

Palacio de las Dueñas: Güzel avlular, bahçeler ve portakal ağaçlarıyla çevrili; Gotik ve Rönesans etkilerinin bir arada görüldüğü etkileyici bir saraydır.

Yapılacak Aktiviteler

Flamenko

İspanya’nın ünlü dansı; ancak asıl çıkış noktası Endülüs bölgesi. Tarihi mekânlarda sanatçıların performanslarına rastlamanız oldukça mümkün. Daha önce Barcelona’da bir flamenko gösterisine gitmiş, çok etkilenmiş ve beğenmiştik. Bu yüzden dansın doğduğu yerde de izlemek istedik.

Gerçekten dansçıların kıyafetleri, aksesuarları, dans figürleri ve ellerle, hatta sadece ritim ve sesle oluşturulan melodilerle dansın uyumu izlenmeyi fazlasıyla hak ediyor. Biz rezervasyonumuzu GetYourGuide üzerinden yaptık. İzlediğimiz gösteriden çok memnun kaldık ve bir kez daha oldukça etkilendik.

Şehirde birçok farklı gösteri mekânı bulunuyor; kesinlikle tavsiye ediyoruz.

error: Content is protected !!